GENEL TARİH
KURULUŞ VE YÜKSELİŞ DEVRİ
Toprak Yönetimi
| Toprak Yönetimi |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Salı, 04 Mart 2008 | |
|
Toprak Yönetimi
Öşri Topraklar:Müslümanlara ait olan veya Müslümanların
yerleştirildikleri topraklardır. Mülk olarak verilmiştir. Öşür ve çift resmi
(öşür ve arazi vergisi) ödemekle yükümlüdürler. Arazi-i Öşriyye olarak da
bilinen Öşri Arazi, ya fetihten önce Müslümanların elinde bulunan arazi ya da
fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş olan topraklardı. Bu topraklar
sahiplerinin mülkü olup mülk sahipleri yaptıkları ziraat oranında elde
ettikleri ürünün onda birinden, beşte birine kadar devlete vergi vermekle
yükümlüydüler.
Haraci Topraklar:Müslüman olmayanlara
bırakılan veya mülk olarak verilen topraklardır. Haraci Mukaseme (Üretim
vergisi) ve haracı muvazzafa (arazi vergisi) ödemkle yükümlüdürler. Arazi-i
Haraciyye olarak bilinir. Mülki arazinin bir çeşidi olan Haraci arazi,
hristiyan halka ait topraklardı. Bu topraklar tıpku öşri topraklar gibi,
sahiplerinin elde ettikleri ürünün onda birinden beşte birine kadar toprak
vergisi vermekle yükümlü oldukları topraklardı.
Miri Arazi :Bu
topraklar her türlü işletim hakkı devlete ait olan topraklardı. Bu topraklar,
topraktan alınan verginin büyüklüğü ve hizmete göre çeşitli bölümlere
ayrılmıştı. Miri toprak üzerinde yaşayan kişiler, bu toprakların asıl sahibi
olmayıp, kiracı konumundaydılar.
Osmanlı Devleti'nde Miri toprağın
kullanım şekli şu şekilde idi : Tımar sisteminde; bir kısım asker ve ya devlet
görevlilerine belirli bölgelerde vergi kaynakları tahsis edilir, karşılık
olarak da onlardan devlet görevlilerine belirli bölgelerde vergi kaynakları
tahsis edilir, karşılık olarak da onlardan devlet için bir takım hizmetler
beklenirdi. Miri Arazi de de; Osmanlı Devleti, bir toprağı fethettiğinde, ki bu
toprağın hıristiyan toprağı veya Müslüman toprağı olması önemli değildi, toprak
boş bırakılmayıp ekilmek şartıyla eski sahiplerine verilir, bu topraklarda
ziraat yoluyla elde edilne vergiler, direkt devlete değil de, o yerin geliri
hizmet karşılığı kime verilmişse ona verilirdi.
Toprağı boş bırakan, yani üretim yapmayan
köylüden "çift bozan" vergisi alınır, eğer köylü toprağı üç yıl
işlemeden bırakırsa, toprak elinden alınırdı. Kuralları yerine getirenler
toprakların işleme hakkını çocuklarına devredebilirler. Miri toprakların en
önemli bölümünü savaşlarda yararlılık gösteren kişilere verilen Zeamet ve
tımarlar oluştururdu. Dirlik ismi verilen ve Osmanlı toprak yönetiminde genel
adıyla tımar olarak bilinen bu topraklar, gelir açısından çoktan aza doğru;
Has, Zeamet ve Tımar olarak sıralanırdı.
Dirlik :Dirlik;
terim olarak, tımar sistemi ile devletin bazı hizmetler karşılığında, bir takım
asker ve memurlara verdiği miktarı belirli gelir kaynaklarının genel adıdır.
Dirlik sistemi ile devlet, daha çok ürün
olarak alınan vergileri toplayıp hazineye aktarmak gibi bir yükten kurtuluyor,
bu işi vergileri kaynağından toplayabilecek görevlilere bırakıyordu. Bu
görevliler hem kendilerine vergileri bırakılmış dirlik alanını yönetiyor, hem
de çağrıldığı anda beslediği askerlerle savaşlara katılabiliyordu. Miri
arazinin en önemli bölümünü oluşturan bu dirlik sistemi ile devlet ordusunun
büyük bir bölümünü oluşturan atlı eyalet askerlerini meydana getiriyordu.
Dirlik arazide toprak dirlik sahibinin mülkü değildi, yani Miri arazinin,
devlete ait arazi olmasından dolayı, bu toprakların asıl sahibi devlettir.
Dirlik sahibi, torağın sahibi değildi ama dirlik bölgesini koruma, kollama ve
gözetme hakkına sahipti. Bu yönetim hakkını hiçbir zaman keyfi olarak
kullanamaz, kadı denetiminde dirliğini yönetirdi.
A-Has :Has
; yıllık geliri 100 bin akçe ve üzerinde olan topraklara verilen isimdi. Haslar
genelde, birinci derecedeki , padişah, vezirler, beylerbeyi, sancak beyi gibi
devlet memurları ile hanedan üyelerine verilirdi. Padişah hasları dışındaki
devlet memurlarına verilen haslar, bu kişilerin görevde bulundukları sürece
kendilerine ait olur, görevden ayrılmaları veya ölmeleri halinde bu şahıslar
dirliklerini kaybederlerdi. Devlet memurları içinde yıllık geliri en fazla olan
Vezir-i Azam hassıdı. Has olarak ayrılan toprakların yönetimine bizzat padişah
veya birinci derece devlet memurları karışmaz, onun yerine voyvoda denilen
kişiler yönetirdi. Ancak bu toprakların öşür ve diğer vergileri has sahibine
ait olur, bölgede yaşayan köylü üretim yapmazsa toprak elinden alınarak bir
başkasına verilirdi. Burda önemli olan nokta, Has sahibinin gelirinin her
beşbin akçesi için, devlete cebelu denilen askerlerden bir asker beslemesidir.
B-Zeamet :Zeamet;
yıllık geliri 20 bin akçeden 100 bin akçeye kadar olan dirliklere verilen
isimdir. Zeametler genelde, eyaletlerde bulunan hazine ve tımar
deftardarlarına, sancaklardaki alay beylerine, divan katiplerine, kadılara,
subaşılarına kısaca ikinci derece devlet memurlarına verilirdi. Bu kişiler çok
önemli bir suç işlemedikçe Zeametleri ellerinden alınmazdı. Zaim adı verilen
Zeamet sahipları, tıpkı Haslarda olduğu gibi gelirinin ilk beşbin akçesi hariç,
sonraki her beş bin akçe için bir cebelu beslemek zorunda idi. Zaim öldüğü
zaman, Zeamet başka bir kişiye verilirdi.
C-Tımar :Dirlik
arazinin en önemli bölümünü oluşturan tımar; yıllık geliri 3.000 ile 20.000
akçe arasında olan topraklara verilen isimdi. Tımar sistemi, Osmanlı
Devleti'nde hem askeri gücü, hem de ekonomik ve sosyal yapıyı doğrudan
etkilemişti. Şöyle ki devlet, tımar sistemi ile bir kısım asker ve devlet
görevlilerine belli bölgelerdeki gelir kaynaklarını verir, buna karşılık, bu
insanlardan devlet için hizmet beklerdi. Bu gelir kaynaklarına da dirlik
denirdi.
Tımar sistemi, yapı olarak, Dört Halife
Devri'ndeki, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve İlhanlılardaki ikta sistemine
benzemekte idi. Osmanlı Devleti'nde tımarla ilgili ilk kayda I. Murat devrinde
rastlanmaktadır.
Tımar sisteminin uygulanış
bakımından Avrupa'daki feodal sistemin aynısı olduğu iddia edilse de,
aralarında önemli farklar vardır. Birincisi, Feodal derebeyleri, toprağın
gelirini almakla kalmaz, toprak üzerindeki her şeyin sahibi sayılırlardı.
Feodallerin toprağı istedikleri gibi kullanım hakları vardı. Kralın bunları
azletme yetkisi yoktu. Halbuki, tımar sahipleri, tamamen merkezi idareye bağlı
olmakla beraber, toprak üzerinde bir kiracı durumunda idiler. Toprakları her an
ellerinden alınabildiği gibi, yetkileri kanunlarla sınırlı idi. Yani, Sahib-i
Arz denilen tımar sahipleri, ellerindeki arazinin değil, bu topraklardan elde edilen
üründen devlet adına topladığı verginin sahibiydiler. Bunu da belli
sorumluluklar ve yükümlülükler karşılığında yaparlardı. Tımar sahibi, kanunlara
aykırı hareket ederse elindeki toprak alınırdı. Ayrıca bu topraklarda yaşayan
köylüler, feodalizmde olduğu gibi köle değildi.
Tımar sahipleri, elinde
bulundurduğu tımarın gelirine göre savaşa asker götürmekle yükümlü idi.
Örneğin, 9.000 akçelik geliri olan tımar sahibi ilk 3.000 akçeyi kendisine
ayırır, kalan 6.000 akçeyle de iki cebelu beslerdi. Tımarlar, tımar
sahiplerinin görevlerine göre isimlendirilirdi.
Bunlardan ilki olan Hizmet Tımarı, bazı
cami imam ve hatipleri ile saray hizmetlerine verilirdi. Mustahfız denilen
ikinci grup tımar, kale komutanları ve askerlere bulundukları kaleyi korumaları
için verilen tımardı. Üçüncü grup tımar ise Eşkinci Tımarı idi. Savaşlarda
yararlılık gösterenlere verilen bu tımar en çok görülen tımardı. Tımar sistemi
XVI. yüzyıl sonlarına doğru bozulmaya başlamış, tımar dağıtımında, kanunların
aksine, tımar gerekli kişilere verilmeyip, rüşvet yoluyla askerlikle ilgisi
olmayan kişilere verilmeye başlanmış ve giderek eski önemini kaybetmişti.
Vakıf Arazi :Vakıf
Arazi ; gelirleri ya cami gibi dini kuruluşlara, ya medrese gibi eğitim
kuruluşlarına ve ya köprü, hastane gibi sosyal kurumlara aktarılan topraklardı.
Bu topraktan sorumlu kişi, toprak hangi vakfa bağışlanmışsa vergisini o vakfın
harcamaları için kullanılmak üzere vakfa öderdi.
Ocaklık :Ocaklık
arazi, Geliri kale koruyucuları ve tersane giderleri için ayrılan topraklardı.
Yurtluk :Miri
arazi çeşitlerinden olan Yurtluk arazi, sınır boylarına yerleştirilen
Türkmenlere bırakılır, kendisine bu şekilde bir arazinin geliri verilen kişi,
resmen o yerin sahibi sayılmaz, araziyi satamaz, bağışlayamaz veya vakıf olarak
değerlendiremezdi. Tımardan farkı ise, hizmet karşılığı verilmemesiydi.
Mukata'a :Dört
Halife devrinde, Büyük Selçuklular'da daha sonra Anadolu Selçuklularında ve
İlhanlılardaki görülen ikta sisteminin devamı olan Mukata'a arazi, devlete ait
olan toprakların, gelirleri doğrudan devlet hazinesine aktarılarak kiraya
verildiği topraklardı. Bu toprakların gelirleri iltizam yoluyla toplanırdı.
Paşmaklık:
Geliri, padişahın ana ve bacısına ayrılan topraklardır.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Ana Menü
| Anasayfa |
| site haritası |
| içerik |
| COĞRAFYA |
| TARİH |
| TÜRKCE |
| Video |
| VATANDAŞLIK |
Warning: include(/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397
Warning: include() [function.include]: Failed opening '/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php' for inclusion (include_path='.:/usr/local/lib/php') in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397








