GÖZLEM YAPMAK

Bir nesnenin, olayın veya gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesine gözlem (müşahede) denir. İnandırıcı ve etkileyici bir anlatımın oluşmasında gözlemin çok önemli bir yeri vardır çünkü iyi bir anlatım, varlıkların ayırt edici özelliklerinin (vasıflarının, sıfatlarının) başarılı bir şekilde dile getirilmesine bağlıdır. Bunun için de “gözlem”e gereksinim vardır: Denizi görmemiş, balıkların isimlerini ve özelliklerini öğrenmemiş, balıkçılarla denize açılmamış birinden yaşamını balıkçılıkla kazanan bir kişinin hayatını anlatan bir öykü yazmasını beklemek çok da mantıklı değildir. Bir anlatıcı, elbette gözlem yapmadan da (okuyarak ya da dinleyerek) bilgi edinebilir. Ama gözlem, bilginin aracısız olarak alınmasını sağlaması yönüyle okuma ve dinleme yoluyla kazanılacak bilgiye göre daha etkili ve kalıcı olur. Kişi, okuduğunda ve dinlediğinde bilgiyi başkalarından öğrenir. Oysa gözlemde kişisellik vardır. Gözlemi yapanla gözlemlenen arasında aracı yoktur. Burada kişi için en önemli yardımcı, duyularının ayrıntıları yakalayabilecek duyarlıkta olmasıdır.

Özgür okuma (Rahat okuma) 2

Metnin sözlü iletişim için mi yazılı iletişim için mi kullanılacağı belirlenmelidir.
2. Metin, sözlü iletişim için kullanılacaksa metnin hangi ortamda (panel, forum, münazara, konferans vb.) aktarılacağı; yazılı iletişimde kullanılacaksa metnin türünün (şiir, deneme, makale, öykü vb.) ne olacağı belirlenmelidir.
3. Anlatımın içeriği sınırlandırılmalı; tema, bir konuya dönüştürülmelidir.
4. Anlatımın ve anlatıcının amacı netleştirilmelidir.
5. Anlatıcı, anlatımdaki tavrını (doğrudan-dolaylı, nesnel-öznel, soyut-somut) belirlemelidir.
6. Anlatıcı, hangi anlatım türünü ya da türlerini (öyküleyici anlatım, kanıtlayıcı anlatım, düşsel anlatım vb.) kullanacağını belirlemelidir.

Yukarıda sıralananların yapılması, anlatıcıya anlatımın bundan sonraki aşamalarında önemli kolaylıklar sağlar. Çünkü hazırlanacak malzeme, yukarıda belirtilen tercihlere göre bulunup düzenlenecek ve bir bütüne dönüştürülecektir.
Orijinal buluşların yapılabilmesi, zihinde depolanan malzemenin nitelikli olmasına bağlıdır. Nitelikli malzemelerin depolandığı bir zihnin deneyimleriyle zenginleştirilmesi, anlatıcının birikimli olmasını sağlar.
Nitelikli malzeme toplamanın buna bilgi toplama da diyebiliriz en önemli yollan şunlardır: Okumak, dinlemek, gözlem yapmak.

Özgür okuma (Rahat okuma)

İnsan zihni, yaşam boyunca edinilen bilgi, anı, izlenim, duygu, düşünce, görüntü vb. kendine özgü filtreleme sistemine göre kaydeden, bunların bir kısmını yine kendine özgü bir sistemle silme yeteneğine sahip olan dijital bir belleğe benzetilebilir. Anlatıcının, bir tema/konuyla ilgili olarak “Ben ne anlatacağım?” diye düşünmeye başlamasıyla birlikte o kişinin hafızasında da bir arama ve değerlendirme süreci başlamış olur. Bu durum, bilgisayarlardaki ARA özelliğinin çok gelişmiş bir fonksiyonu gibi de düşünülebilir. Zihin, ARA emrini aldığında, anlatılacak tema/konu ile ilgili olarak o güne kadar zihinde (bellekte) depolanmış bütün veriler bir anda anlatıcının zihninde canlanmaya başlar. Bunlar, daha sonra, anlatımda kullanılacak ana ve yardımcı düşüncelere dönüşür. İşte buluş budur.
Buluş aşamasının verimli geçirilmesi için şunların önceden yapılmasında fayda vardır:

Özgür okuma (Rahat okuma)

Her mesleğe ait bilimsel yayınlar vardır. İnsan, iş hayatında başarılı olmak için alanında yazılmış yayınları önceiik sırasına koyarak okur. Bu, o kişinin işini daha iyi yapabilmesinin temel ko-şuludur, Ne var ki İnsanın iş hayatının yanında bir de çeşitli duyarlıklarını, zevklerini, hobilerini vb. kapsayan bir duygu ve düşünce dünyası vardır. Kişi, bu düşünce ve duygu dünyasında da belli bir olgunluğa erişmek ister. Söz gelimi bir mühendis, işinden ötürü araştırma amaçlı/bilgi odaklı okumalar yaparken bir taraftan da tarihi romanları okumaya merak sarabilir; bir doktor, mesleki yayınların dışında çiçek yetiştiriciliğiyle ilgili kitapları da okumak iste-yebilir ya da bir yargıç, şiir kitapları okuyarak estetik duyarlıklarının olgunlaşmasını arzulayabilir.
özellikle sanat değeri taşıyan eserler, insanın tinsel (ruhsal) açlığını giderir. İnsan, edebi metinler sayesinde ruhsal bakımdan huzur bulur, İnsani ilişkilerini düzenler, hayata farklı açılardan bakmayı öğrenir. Bu eserlerin verdiği zevk, heyecan ve coşku, insan ruhunun derinliklerine nüfuz ederek insanda güzellik duygusunun yerleşmesini, insanın daha sağlıklı düşünmesini sağlar.